Deniz fenerleri insanlık tarihinde gemicilik alanında çok önemli görevler üstlenmiş birer tarihi yapılardır. Daha sonra bir çok deniz feneri turistik yer olarak hizmete sunuldu. Deniz fenerleri kıyılarda yanan bir mum gibi her zaman kıyı şehirlerinin birer sembolü olmuştur. Deniz feneri gemicilik ve kıyı şehirlerinde birer sembol olurken Ergenekon ismide Türk tarihinde bir semboldür. Ergenekon ismi Türklerin hile ile yenildiği bir savaştan sonra Ergenekon Ovası’nda tekrar türeyip güçlenmelerini ve bu ovadan çıkıp düşmanlarından intikamlarını almalarını anlatan bir destandır. Ergenekon ismi Türkler için tarihi bir semboldür. Fakat bu semboller günümüze geldiğimizde hiçte anlattığımız ve bildiğimiz anlamlarını taşımamakta aksine kötülük yansıtmaktadır. Neden mi? Nedeni bu isimlerin yanlış yerlerde kullanılmasıdır. Yetkili insanların bir işlem yaparken kullandıkları kelimeleri özenle seçmeli ve bu kelimelerin sonucunun nereye varacağını iyi kestirmelidir. Bu bizim geçmişimize ve geleceğimize olan sorumluluğumuzdur.
Bahsi geçen konuların ikisi de yüce Türk Yargısında incelemesi sürdürülen mahkeme sürecinin isimleri olarak Türk tarihinde yerlerini aldılar. Deniz Feneri olayı bir yardım vakfının yurtdışında yaptığı haksız yere maddi kazanç sağlandığına dair yurtdışında başlayan ve ülkemizde devam eden bir yargı sürecidir. Burada önemli olan bu vakfın Türkiye ayağında yaşananlar, bu konuda hiç kimse bir şey bilmiyor ve bilgi verilmiyor… Burada davası süren vakıf şu anda aktif ve çalışmalara devam ediyor aynı şekilde insanlar bu kuruma para yardımı yapmaya devam ediyor. Şimdi burada sorulması gereken soru eğer bu vakfın hukuk dışı olaylara girdiği kesin kanıtlarla ifade ediliyorsa neden hala bu vakıf aktif olarak yaşamını sürdürebiliyor. Toplum bu konuda hiçbir şey bilmiyor daha doğrusu yurt dışında yaşanan yargı sürecinde yaşananları ve bu aşamada verilen bilgileri biliyor. Yargı sürecinin Türkiye ayağında ise insanlar hiçbir şey bilmiyor… Neden çünkü yargı insanların haksız yere suçlanmasını engellemek için bir koruma modeli geliştiriyor. Buraya kadar sorun yok çünkü bu mantıklı düşünüldüğünde doğru bir karardır. Fakat işin birde diğer boyutu var, aynı süreçte yaşanan diğer bir yargı süreci daha var... Bu yargı sürecinde binlerce sayfa iddianameler, sürekli bulunan deliller ve her gün bir sanık ortaya çıkıyor. Bu yargı sürecinde yani Ergenekon davasında bulunan yazılarda ismi geçen herkes bir suçlu gibi toplum ve medya önünde sorgulandı. İsmi geçen herkese toplum içinde bir kuşkuyla bakılmaya başlandı. Hem de bu olaylar devletin darbe sonucu yıkılması ve yeni bir oluşum amacıyla yapıldığı ifade edildi. Bu belirtilen ağır ithamlar altında kalan herkes birer suçlu gibi görülmeye ve gösterilmeye başlandı. Gönül isterdi ki “Deniz Feneri” davasında olduğu gibi “Ergenekon” davasında da aynı hassasiyet gösterilmeliydi. Her şeyin bu kadar alenen yapılması toplum içerisinde öncelikle suçu kesinleşmeyen sanıkların suçlu duruma düşmesini ve bu kişilerin bağlı olduğu kurumların yıpranması gibi sonuçlar doğurmuştur. Burada benim kanaatim yargı yanlış bir yol izlemiştir ve yine bu yolu düzeltecek olan kurum yargı kurumlarıdır. Atalarımızın söylediği birçok doğru söz var ama bu duruma en uygun olanı “Zararın neresinden dönülse kardır.” olsa gerek. Bu konuda Türk yargısına olan güvenimiz aşikardır ve onların bu konularda en doğru kararı alacaklarına inanmak istiyoruz.
Bu haber 990 defa okunmuştur.