Topal Osman için çok şeyler yazılıp çizilmiş, hakkında çok şey söylenmiştir. Giresunluların ulusal kahramanı kimine göre derin devletin tetikçisi, kimine göre haraç alan eşkıya, kimine göre Rumlara ve Kürtlere soykırım yapan psikopat ruhlu, kimine göre de Türkiye’de ilk siyasi cinayeti işleyen adam.. Kırk yıllık bilfiil on iki yılı bu vatan için cephelerde savaşarak geçirmiş bu adam, kısacası ne Musa’ya ne de İsa’ya yaranabilmiştir.
Şimdi kısaca Osman ağamızın biyografisine bakalım; Osman ağa, 1883 yılında Giresun’da doğar, ailesi ticaretle uğraşan varlıklı bir ailedir. Babası onu askere göndermemek için devlete 100 altın verir ve böylelikle askerlikten muaf olur. Ama o babasına karşı gelerek, yarı milis kuvvetler kurarak cepheye gider. 1912 yılında Balkan savaşına girer, o yıl Çatalca’da Bulgarlarla savaşırken patlayan bir şarapnel Osman ağanın diz kapağını parçalar ve topal kalır. İstanbul’da tedavisi bitince Giresun’a döner ve Rum ve Ermeni çeteleriyle savaşır. Daha sonra Ruslara karşı Harşit Çayını savunmasıyla ününe ün katar. Bu Harşit hattı savunmasında Görele ve Eynesil uşakları da omuz verir. Burada bir konuya açıklık getirelim; Cumhuriyet öncesi Giresun, Ordu, Gümüşhane Trabzon’a bağlıydı. Atatürk der ki, Karadeniz savunmasında Trabzon uşakları canları pahasına Karadeniz’i savundu. Bu onur Giresunluların, Tireboluların, Görelelilerindir.
Neyse konumuza dönelim; Daha sonra Osman ağa doğu cephesine gider, Giresun uşaklarıyla Ruslarla savaşır tekrar Giresun’a döner. 1918 yılında Giresun belediye başkanı olur ve Rumları tehcire zorlar, gitmek istemeyenleri katleder ve zengin Rumların mallarına el koyar. Zengin Rumların elinde olan fakir Giresunluların senetlerini de alır. Osman ağa hayatının ilk büyük hatasını burada yapar. Fakir Giresunlulardan senetleri tahsil yoluna gider, İstanbul hükümeti buna çok büyük tepki gösterir ve tutuklanmasını ister. Hatta Giresun kaymakamı önderliğinde ona başarısız bir suikast düzenlenir. Osman ağa Şebinkarahisar’a kaçar, 1919 yılında Atatürk Samsun’a çıkar Havza’ya geçer ve Osman ağayla burada görüşür. Bu vatan için beraber savaşmayı kabul eder. Daha sonra Afyon cephesinde savaşır. O ara Sivas ve Dersime yakın bölgede meşhur Koçgiri isyanı patlak verir, oraya görevlendirilir. Bu isyanı çok kanlı bir şekilde bastırır, bırakın o isyancı kürt aşiretlerini, ermeni ve rum çetelerini de yok eder. Buradan sonra Sakarya meydan muharabesine katılır, orada da Giresun uşaklarıyla birlikte çarpışır ve başarılı olur. Sivil ve milis olmasına rağmen yarbay rütbesiyle onurlandırılır, savaş biter artık o bir kahramandır..
Atatürk onu büyük yetkilerle Giresun’a gönderir, derler ki Samsun’la Batum arasında uçan bir kuştan da haberi olurdu.. O zamanlar Rusya’da devrim olmuş, İtalyan gemileri mal taşımaktadır. Bir ticaret hacmi oluşmaktadır. Valla bizim savaşçı Osman ağa bu işten anlamaz İtalyan gemilerinin malına el koyar. Gemi acentaları Osman Ağayı Atatürk’e şikayet eder ama Osman ağa bildiğini okur. Atatürk de daha sonra Osman ağayı Ankara’ya çağırır ve ona şu teklifte bulunur; Benim korumam ol. O da kabul eder çünkü Osman ağa Atatürk’ü bir tanrı gibi sever. 100 kişilik Giresun uşaklarıyla Atatürk’ün korumasıdır şimdi.
Bu arada meclisin yapısına bakalım, mecliste iki grup vardır, birinci grup Atatürk’ün grubu; İnönü, Rauf Orbay, Celal Bayar gibi isimler. İkinci grupta ise Ali Şükrü Paşanın önderliğindeki muhalif grup. O zamanlar meclise bir tek Osman ağa ve adamları silahla girip çıkıyor, muhalefette Osman ağadan çekinmesine rağmen Ali Şükrü Paşa Atatürk’e karşı sert muhalefet yapıyor.
Şimdi kısaca Ali Şükrü Paşayı tanıyalım; Ali Şükrü Paşa Trabzon doğumlu 1904 yılında deniz kuvvetlerine girmiş, İngiltere’de deniz hukuku eğitimi almış denizlerde savaşmış iyi derecede İngilizce bilen yabancı gazeteleri takip eden dindar ve hilafetçi hatta mecliste meni müskirat kanununun yasallaşmasını sağlamıştır. Yani Türkçe deyimiyle, içkinin yasaklanmasını sağlamıştır. Osman ağayla Ali Şükrü paşanın ilk kapışması kayıkçılar kahyası Yahya efendinin yüzündendir. Yahya kimine göre Topal Osmanın Trabzon’daki adamı veya kankisidir. Kayıkçılar kahyası Yahya, Trabzon’u haraca bağlamış, gelen geçen gemilerden haraç alan mazlumun malına el koyan, bizim Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı Rüstem Paşa gibi aşağılık adamın biridir. O zamanlar Trabzon’da vali veya devletin makam otomobili yokken, bu eşkıyanın özel makam otosu vardur. Bu adama Kazım Karabekir Paşanın emriyle Türkiye Komünist Partisi kurucusu ve lideri Mustafa Cuphi ve on dört arkadaşı öldürttülür. Mustafa Suphi’de Giresun doğumlu, Paris’te işletme eğitimi almış, siyasete itthatçı olarak girmiş, sonradan komünist olmuş bir hemşerimizdir.
Ali Şükrü paşa bu cinayetin üzerine gitmiş, kayıkçılar kahyası Yahya’yı tutuklatmış, fakat atam delil yetersizliğinden beraat etmiş amada emri Ankara’dan aldığını söylemiştir. Allah’ı var Topal Osmanın Mustafa Suphinin katledilmesinde parmağı yoktur. Yine bu olayın üzerine giden Ali Şükrü paşaya Osman ağa ben yıkıldım mı ki sana kaldı Trabzon’un asayişi der fakat çok geçmez kayıkçılar kahyası Yahya, Soğuksudaki köşküne arabasıyla giderken bir suikaste uğrar ve ölür. Öldürenlerin üzerinde aba zıpka vardır, herkes bunu Topal Osman ve milisleri yaptı zanneder, oysa ki Yahya efendi Mustafa Suphi cinayeti hakkında konuşmaması için Ankara’dan gelen emirle Tuğgeneral İsmail Hakkı Tekçe tarafından öldürülür. Bu general daha sonra Topal Osman’ı katledecektir. Yani anlayacağınız, bu general o zamanın Veli Küçük’ü.
Şimdi gelelim Ali Şükrü Paşa cinayetine; Çankaya’da rutin bir gün Atatürk sabah kalkmış sakal traşını oluyor. Atatürk o sabah çok keyifsizdir, Osman ağanın dikkatini çeker Paşam der, bu sabah çok keyifsizsiniz? Ya nasıl olmayayım Osman Ağa, senin şu hemşerin Ali Şükrü varya, sürekli muhalif oluyor der. Osman ağa da; kolayı var Paşam hallederiz, diyor. Birkaç gün sonra o zaman Ankara’da milletvekillerin gittiği Samanpazarındaki kahvede Ali Şükrü oturmuş kahve içiyor. Topal Osman’ın bir numaralı adamı ve sağ kolu Gümüşreisoğlu Mustafa kaptan, Ali Şükrü Paşaya; Sana Osman ağanın selamını getirdim, senle yemek ve kahve içmek ister der. Ali Şükrü pek gitmek istemez ama yine de gider. Eve gelen Paşaya Osman ağa çok iyi davranır, hoş beşten sonra yemekler yenir. Paşaya kahve ikram edilir, Paşa tam kahveden bir yudum alacakken arkasındaki adamlar tarafından telle boğularak katledilir. Yakın bir köye gömülür, Şükrü Paşa kaybolunca mecliste herkes ayaklanır, daha sonra Paşanın cesedi bulunur. Herkes de bilir bu cinayeti Osman ağanın yaptığını. Atatürk bakıyor ki bu iş olacak gibi değil, Rauf Orbay’a bu işi soruşturmasını söyler, bir bakıma da öyle böyle Topal Osman’ı kurtaracak. Fakat Osman ağa hayatının ikinci büyük ölümcül hatasını yapar. Soruşturma açıldı diye Ankara’nın altını üstüne getirir. Fellik fellik Atatürk’ü arar, bir nisan 1923 günü adamlarıyla Çankaya köşkünü basar, çatışma iki nisan sabahına kadar sürer.. 2 nisan sabahında Osman ağa hafif yaralı olarak yakalanır, sedyeye konulur, olay mahallinin 200 metre ilerisinde sedyedeki Osman ağanın şakağına Tuğgeneral İsmail Hakkı Tekçe, bir el ateş edip öldürür.
İsteyen istediği gibi yorumlayabilir, bu yazıyı kendime göre objektif olarak yazmaya çalıştım. Kusurum varsa affola, yararlandığım kaynak ise Cemal Şener’in Topal Osman kitabıdır.
Ayrıca bu yazıyı, Muammer ve Muharrem Kavzan’a ve de Kahraman Tahmaz’a ithaf ederim.
Herkese saygılar, esen kalın..
Bu haber 714 defa okunmuştur.