Toplumda olduğu gibi İnancada da iyi veya kötü, müspet veya menfi kültürümüz ve alışkanlıklarımız var. Bunları basit çerçeveler içerisinde irdelerken ne bir mahalle, ne bir sülale, nede bir kişiyi hedef almış değiliz. Bu eksiklikler bizzat bende ve benim en yakınlarında olabilir?.. AKRABALIK KÜLTÜRÜ: Herkes edebiyatçı, herkes yazar, herkes düşünür ve hatta herkes tarihçi oldu. Yazılar başlıyor, sen benim amcamsın veya sen benim dayımsın ve seni severim?.. Amma, arkasından ağza alınmayacak eleştiriler, tenkitler ve hatta hakaretler. Böylemi akrabayız? Böylemi olmalı hısımlık! Kale mah. Sofulu, Merkez mah. Yukarı mah. İddia ediyorum bir tek hısım olmayan hane yok… buna rağmen: Üstadın dediği gibi (değiştirerek) “sözde hısım,bir ferdi bir ferdine kaynamaz” “bu halde utanmadan bayramda saf, saf namaz”… TARİH KÜLTÜRÜ: Ademden başlamıyorum. Falanca sülale (isim vermiyorum)benim büyük, büyük halamdan gelme. Benim büyük, büyük Annem bir diğer sülalenin kızı, yani onlar varlık nedenimiz. İşte her sülale varlık nedenini diğer sülaleye borçlu. Ve buna rağmen neden bu kavmiyetçilik? Neden bu mahalle ayrımcılığı? Biz akraba oluyoruz da, maalesef birlik olamıyoruz. Birbirimizi eleştirirken aynı yanlışı yapıyoruz. O zaman farkımız ne? Her iki taraf da aynı. İşte bunları görünce şiir defterime şu satırları düşüyorum: (Kan bağı, göbek bağı, bunlar hepsi safsata.Herkes aynı nesepten, Adem biricik ata) SEVGİ KÜLTÜRÜ: Sevgi evrensel bir olgudur. Bu ulvi duygunun olmadığı bir tek insan bile yoktur. Muhatabımıza hemen başlarız: Seni çok severim ama?.. Nedir aması? İşte o aması riya, samimiyetsizlik. Oysa alimler ne demiş. “Severiz yaratılmışı, yaratandan ötürü” Bu ulvi cümleyi sahiplenenlere de katılmıyorum. Çünkü bu anonimdir, kimse sahiplenemez. Hırs, haset, kıskançlık ve bir sürü kötü hasletler sevgiye dönüşünce, insan o zaman geçmişte ne büyük hatalar yaptığını ve bunun anlamsızlığını anlıyor. Ve işte bunları düşünürken deftere şu notları düşüyorum.(Ey aşk ya yak beni, ya yok edesin baştan. Kurtulayım sonunda bu anlamsız savaştan.) DEDİKODU KÜLTÜRÜ: İnancada öyle bir dedikodu kültürü gelişmiş ki inanın mizah dergilerine hem konu hem de kapak olur.İsterseniz biraz daha abartalım. Herhangi bir öğretim üyesinin doktora tezi olabilir. Onlarca köylümden şunu işittim. Köyümü çok seviyorum lakin şu dedikodusu yüzünden köye gelmek istemiyorum… Bu konuda bu güne dek birçok eserler yazılmış,Cami de hoca sık, sık vaiz etmiştir. Onun için bu konuda fazla yorum yapmayı gereksiz buluyorum. Sadece diyorum ki bu haslet İnanca için kara bir lekedir. İnancaya yakışmayan bu kötü hasleti gelin hep birlikte silelim. KARANLIK BİR TABLO çizsek te; Bunlar inancanın istisnaları. Oysa istisnalar kaideyi bozmaz. İnancalı öyle kardeşlerimiz var ki, bunlar bence çoğunlukta, onların tertemiz kalplerini, iyilik ve hamiyet severliklerini, sevgilerini, hoşgörülerini, iyi niyet ve bağlayıcılığını, ve aklıma gelmeyen en güzel hasletlerini ifade edebilmem için çok iyi bir edebiyatçı olmam gerek? Oysa nerde bizde o kabiliyet! Oysa İnanca da öyle bir doğa yapısı var ki, halen el değmemiş tabiat de insan bazen kendisini cennette hissediyor. Bahçelerimizde, bağlarımız da İnancadan başka hiçbir yerde tadına varamadığımız sebzelerimiz, meyvelerimiz yetişiyor. Tüccarların ilk tercihi İnanca fındığı. Her şeye rağmen derede yüzüyoruz, balık tutuyoruz. Görele de sahil köyleri dahil, şehri aratmayan tek köy İnanca. Okulu, sağlık ocağı, doktoru, Bakkalları, hemen birçok ihtiyacımızı karşılayan işyerleri yalnız İnanca da var. İnancadaki güzelliklerin simgesi olan çiçeklerden derlenen resimleri İnşallah sitede yayınlarsak hepimiz onları seyretmenin zevkine erişiriz. Tüm bunların yanında her İnancalı hayatının her safhasında bir üst basamağı hedeflerken ve bu hedefe yönelirken varlık nedenimiz olan köyümüz içinde yapılması gerekenlerde bir üst basmağı hedef alalım. Birlik beraberlik ve kardeşlik duyguları içinde köyümüze ve köylümüze bir şeyler kazandıralım…
SELAMLAR, SEVGİLER. SAKIP
Bu haber 802 defa okunmuştur.