Şimdi bu yazı başlığını görünce birilerinin kafasını yaracağımı düşünmeyin. Öyle bir amacım olmadığını az sonra anlayacaksınız…
Yeşiller içinde cennet köşesi olan ve birçok medeniyete ev sahipliği yapan Karadeniz sahilindeki, eski Yunanca’ da ‘’kırmızı taş mercan’’ anlamına gelen şirin bir ilçe ve o ilçenin geleceğinden bahsedeceğim sizlere. Daha doğrusu bu yeri ileride nasıl hayal ediyorum onu anlatacağım.
50’ ye yakın köye ‘’baş’’ lık eden, gönlümüzde apayrı bir yere koyduğumuz bu kenti tabii ki anladınız.
Evet, ‘’Görele’’ sözünü ettiğim yer.
Çocukluğumuzda taşlı, patika yollarında yuvarlandığımız, şimdilerde ise pırıl pırıl duble yollarında seyir ettiğimiz memleketimizdeki gelişmeleri görüyor ve heyecanla takip ediyorum. Bugüne kadar emeği geçenlere de minnet borcumuz olduğunu biliyorum. Ama yapılanların yeterli olmadığını da söylemek nankörlük değildir diye düşünüyorum. Öyleyse; yapılması gerekenleri ya da olması gereken şekli aklımın yettiğince aktarayım size. Mevcut durumdaki ilçenin bozuk ve çarpık yapılaşmadan kaynaklanan eski, hantal ve arabesk görüntüsünü otantiğini koruyarak sağlıklı, ihtiyaçlara cevap verecek ve çağımıza uygun biçimde düzenlenmesi gerektiğini takdir edersiniz sanırım. ‘’Beğenmiyorum’’ demiyorum ama insan sevdiğini kusursuz görmek istermiş, benim ki de o hesap…
Durun… Biraz uzaklara götüreceğim sizi. Gözünüzü kapatın ve düşünün; Görele’ye bacasız sanayi tabir edilen fakülte kurulmuş olsa ve Türkiye’nin dört bir tarafından gelen cıvıl cıvıl öğrenciler, yemyeşil doğanın içinde Safranbolu veya Ankara Beypazarı’ndaki taş ve ahşap karışımı dünya harikası evler gibi mekanlarda hayranlık ve gurur içinde ziyaretine gelen yakınlarıyla beğendikleri eserlerin yanında fotoğraf çektirseler ve dahası; sahilden transit geçen insanlar ‘’ vay vay vay ! ‘’ diyerek yavaşlasa, heyecanla içeriye dalsalar ve bir müddet sonra dönüşte yerel ürünlerden birer ikişer alarak keyifle yollarına devam etseler, hatta; mecburi gelen öğrenci ve yakınları dışında yurt içi ve dışından bu güzellikleri duyup da tavsiye üzerine görmeye gelen misafirlerimiz olsa fena mı olur? İnsanları mıknatıs gibi çeken bir ilçemiz olsa daha iyi olmaz mı?
‘’Bunlar hayal’’ dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet, belki biraz abarttım ama bahsettiğim kentler için de hayaldi, sonradan gerçekleştirdiler. Bırakın onları, bize de fakülte hayaldi. Ama bugün kuruluş temelleri atıldı.
Peki o zaman; bu ve buna benzer hizmetleri yapmak için şöyle bir yol izlense; önümüzde yerel seçimler var, seçimden sonra bir ‘’Kent Konseyi’’ kurulsa ve bu oluşumun içinde eski ve yeni belediye başkan ve yardımcıları, bürokratlar, iş adamları, siyasi parti temsilcileri, meclis üyeleri, üniversite öğretim görevlileri, sendika temsilcileri, kamu kurum ve kuruluşları, okul müdürleri, muhtarlar, sivil toplum örgütleri, dernekler, gönüllü kuruluşlar, kooperatifler, vakıflar, meslek kuruluşları ve kent tasarımcıları…gibi etkili, yetkili, söz sahibi, işine, bölgesine sahip çıkan insanların fikirleri sonucu 40-50 yıl ilerisinin hesabı yapılarak ilçenin mevcut yapısına en uygun, hem göze, hem gönüle hitap eden değişiklik projesi hayata geçirilmiş olsa ne kadar güzel olur değil mi?..
Doğrudur, böyle büyük projelere büyük paralar gerekir. Finansmanını sağlamak yukarıda saydığım ünitelerin herhangi bir art niyet ve menfaat gözetmeden, güçlerini birleştirerek göstereceği çaba neticesinde ve ilgili bakanlıkların yardımlarıyla ve de 50’ye yakın köy halkının cesareti, fedakarlığı, sabrı, desteği ve katkılarıyla olacak, Görele hak ettiği yere ulaşacaktır. Burası artık yerel değil genel bir ilçe oldu üniversite sayesinde. Yani, gelişme göstermeye eli mahkum. En azından eskisinden çok daha iyi olacağı kesin…
Yeter ki, bu işleri organize edecek, yönlendirecek, takip edecek ve elini korkusuzca taşın altına sokacak ufku geniş, bilgili, girişken, halkla iletişim kurabilen bir ‘’baş’’ımız olsun.Daha sonra illa ki hayallerimiz gerçeğe dönüşecektir.