YABANCI OLDUK ŞİMDİ
Seninle bir sonbahar mevsimiydi tanıştık,
Sanki birbirimizi yıllarca aramıştık.
Düşmeden el diline, mesut günler yaşadık
Yabancı olduk şimdi, yazık birbirimize,
İstersen gel dönelim, eski günlerimize…
Ayrılan sevgililerin pişmanlığını anlatan, hicaz makamındaki Yusuf NALKESEN’in bu güzel şarkısı konuya uyar sanırım.
‘YAZMAK YETMEZ’ isimli yazımda dilin, insanlık tarihiyle beraber ortaya çıktığını ve iletişimimizin en büyük aracı olduğunu, çevremizde, basın ve yayın organlarında bozuk cümleler kurulduğunu, yazım kurallarına yeterince uyulmadığını örnekleriyle belirtmiştim.
Şimdi ise, devlet olmamızın başlıca unsuru olan dilimizi önemsemeyi, geliştirip, korumamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatacağım sizlere.
Değerli dostlar… Alfabemizdeki 29 harfe ilave olarak ' w, x ve q' gibi yabancı harflerin ister istemez iletişim dünyamıza girdiğini bilgisayar sayesinde, okul çağına gelmeyen çocuklarımız dahi biliyor.
Hadi bunlar mecburiyetten diyelim. Peki, Türk insanının hiç gereği yokken modernmiş görüntüsü vermek için (okunuşunu yazıyorum) “yes, no, mersi, hav ar yu…” gibi sözleri sarf etmelerine ne diyeceksiniz ? Üstelik beş tane yabancı kelimeyi zor biliyorken…
Aslında, yabancı dili tam manasıyla bilen bir Türk, gerekmedikçe yarı Türkçe, yarı yabancı sözcük kullanmaz bilesiniz.
Sözcüklerin kara parçaları gibi korunması gerektiğini belirtilen ve ‘’Türkçem benim ses bayrağımdır.’’ diyen rahmetli şairimiz Fazıl Hüsnü DAĞLARCA feryat ediyor: "Hayvanların bile hepsinin ayrı bir dili var, sen kalkmışsın İngilizce bağırıyorsun!".
Şu da var; başka ülkede, o yerin vatandaşları kendi aralarında konuşurken ihtiyaç duymadıkça Türkçe “evet, hayır, teşekkür ederim, nasılsın…” der mi ? Tabii ki demez. Yahu, adam yıllarca ülkemizde teknik direktörlük yaptı, bildiği halde bir kelime Türkçe konuşmadı...
Bakınız; günümüz dünyasında yabancı dilin ve yabancı dil öğrenmenin önemi tartışılmaz.
Uluslar arası ilişki, iletişim ve gelişmelerde yabancı dil çok gereklidir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak, bazı okullarımızda sadece yabancı dille eğitim yapılması, çocuklarımızda ana dilini küçümsemeye, Türkçemizi ihmal etmelerine neden olur.
Nitelikli insan yetiştireceksek, başkalarının diliyle değil, kendi dilimiz ve kültürümüzle yetiştirmeliyiz.
Aslında, kendi dilini iyi bilip, düzgün kullanan, yabancı dili kolay öğrenir.
Unutmadan söyleyeyim, bazı gençlerimiz kendi dilini önemsemeyip küçümsediği gibi, büyüklerinin anlayamadığı kelimeler de üretiyorlar maalesef.''Kal geldi, oha oldum, çüş oldum yani'' … gibi. Hay dilinizi eşek arısı soksun e mi !
Şaka bir yana… Bir de şu ulusal markalarımız var, sahibi Türk, marka adı yabancı olan. Turkcell, Show Tv, Flash Tv, Sky Turk Tv … gibi. Yani, kendi alın terimizle ürettiklerimize bile yabancı isimler veriyoruz ne hikmetse. Kendimize güvenimiz yok herhalde.
Hele caddelerimiz; geçerken tabelaları inceleyin; şaşırmıyor musunuz Allah aşkına? Bırakın caddeyi, ara sokaklar da farksız. Büyük şehirlerin ünlü caddelerini dolaşırken yurdumuzda gezgin (turist) zannediyoruz kendimizi, git gide de çoğalıyorlar. 'Outlet, Collezione, Burger King, Mc Donald’ s, Carrefour' vb…gibi.
Bazen etrafımda göz gezdiriyorum; “Türkçe ders verilir.” tabelasına rastlar mıyım diye…
Daha da enteresan olanı, tek kelime yabancı dil bilmeyen ticari yer sahibi iş yerine yabancı isim veriyor. “Niye böyle yapıyorsun arkadaş, kendi dilinde yazdırsana.” dediğinde hemen vücut dilini konuşturacağına iddiaya girerim. Bazıları da ‘daha havalı’ olduğunu söylüyor. İş yerinizin havalı olmasını istiyorsanız kapıyı, pencereyi açın yeter (!)
Halbuki, annesi, babası ona Türk ismi verdi, Türkçe ninniyle büyütüldü. Demek ki nüfus müdürlüğü izin verse çocuğuna da yabancı isim verecek.
Anayasamız “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür ve dili Türkçedir.” diyor. Ulu Önder Atatürk ise, 1932 yılında Türk Dil Kurumunu faaliyete geçirirken “Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” dediği halde, ne kadar uyguladığımız meydandadır.
Üzülerek söylüyorum ki, elimizdekinin kıymetini bilmiyoruz. Yabancı dil kullanmak zorunda kalan yurt dışındaki vatandaşlarımız beni daha iyi anlamıştır sanırım.
Dilimize yapılan saldırıları önemsemeyip, ‘bir kelimeden bir şey olmaz’ düşüncesiyle devam edersek cümlelerin tamamını kaybetmeye mahkum oluruz. Zaten, büyük batı medeniyetlerinin en önemli silahlarından biri de işgal ettiği ya da sömürdüğü topraklardaki yerel halkın dilini unutturmaktır. Dilini unutan halk dolayısıyla kültürünü de unutur. Böylece yeni kültür ve devlet altında yaşantısını sürdürür.
Dilimizin gelişmesi ve korunması için hepimiz gayret göstermeliyiz. Dilimizdeki kirlenmeyi önlemeli, özentiden arınmalıyız. Bu konuda en çok sorumluluk hükümetlere, yerel yönetimlere, eğitim kurumlarına, yazılı, sözlü ve görüntülü kitle iletişim araçlarına, sanatçılara, yazarlara ve aydın kesime düş-
mektedir.
Aksi taktirde eloğlu, değerli ilimiz Van’ ı Wan şeklinde gözümüzün içine sokar gibi yazar , biz de “Yabancı Olduk Şimdi” şarkısını söyler dururuz.
Dilimizi korumada her an nöbette olmamız dileğiyle, hepinize sevgi ve saygılar…
8.Şubat.2009
Orhan POŞUL
Bu haber 683 defa okunmuştur.